AKUPUNKTURLA MİGREN TEDAVİSİ
Genel anlamıyla migren; çevresel birçok faktörle (stres, uykusuzluk, iklim değişikliği, lodos, hava akımında kalma, açlık, bazı gıdalar vs.) şiddetlenebilen bir çeşit baş ağrısıdır. Ağrı krizi ne kadar şiddetli hissediiirse hissedilsin, saatler içerisinde, vücutta herhangi bir iz bırakmadan geçer. Genel hatlarıyla migren krizinin gelişiminde birkaç basamak art arda yaşanır:
A- Başlangıç devresi: Baş ağrısını tetikleyen etkenler; stres, hormonal faktörler, uyku azlığı ya da çokluğu, hava değişikliği, diyetsel faktörler, alerjik sebepler vs.den kaynaklanabilir.
B- Kontrol devresi: Yukarıda özetlediğimiz sebepler beyinde değerlendirilir. Beyinde hipotalamus bölgesinde yapılan bu değerlendirmeden sonra ağrı algısı ile ilgili bazı gelişmeler yaşanır. Bulantı, kusma gibi migren ön habercilerinin gelişme yeri burasıdır.
C- Krizin ortaya çıkışı: Hipotalamusta yapılan değerlendirme ve diğer beyin hücreleri ile koordine çalışma sonucu migren krizini engelleyebilecek potansiyel oluşa-mazsa, ağrı ile birlikte migrenin tüm bulguları, oluşan hasar durumuna göre yaşanır.
D- Ağrı krizinin son bulması ve normal hale dönme: Baş ağrısının esas sebebi beyindeki kılcal damarların genişlemesidir. Damarlarda meydana gelen değişimler düzeldikçe ağrı algılaması ve diğer bulgular da kaybolacaktır. Özetlediğimiz bu fizyo-patolojik gelişmeler ışığında hastalığı şöyle tarif edebiliriz: Migren belirli aralıklarda gelen, başın bir tarafında zonklayıcı karakterde hissedilen 4-72 saat sürebilen şiddetli baş ağrısıdır.
Ağrıdan saatler öncesinde, hastaların bir kısmında aura denen belirtiler bir anlamda ağrı habercisi olarak algılanabilir.
Hastadan hastaya değişebilen bu belirtilerin başlıcaları şunlardır:
1) Psikolojik değişiklikler olabilir. Hasta kendini neşeli ve olağanüstü iyi hissedebilir.
2) Yeme alışkanlığında değişiklikler görülebilir. Tatlı isteği ve buna bağlı çikolata türü atıştırmalar olabilir. İştah artmaları ve değişik tattaki gıdalara duyulan isteklilik (acı, ekşi, vs.) görülebilir.
3) Daha nadir olarak beyin hücrelerindeki değişikliklere bağlı görmede hissedilen parlaklık, ışık çakmalan, karartılı görme, çizikler ve zig-zaglar, bir tarafı görmede geçici kayıp ya da görmenin bulanması gibi belirtiler olabilir.
4) Çeşitli derecede nörolojik belirtiler görülebilir: Vücudun bir tarafında uyuşukluk, güçsüzlük, karıncalanma ve beceriksizlik gibi.
5) Baş dönmesi, dengesizlik hissi.
6) Çift görme, bulanık görme.
7) Şiddetli bulantı ve kusma.
Yukarıda özetlemeye çalıştığımız bu bulguların bir kısmı seyrek görülmesine rağmen, bir kısmı da daha sık görülebilen ağrı öncesi bulgulardır. Tecrübeli migren hastaları bu belirtile-
rin bir kısmına o kadar aşina olurlar ki daha ağrıları başlamadan saatler ya da dakikalar önce şiddetli yağmur, lodos, hortum gibi doğal afetlere karşı tedbir alınması gibi, bu bulguların getireceği ağrıya hazırlık yapmaya başlarlar. Migren hastası bir anlamda genetik olarak annesinden migrenli doğar. Ancak her migren adayı bu krizleri yaşamak zorunda değildir. Pek çoğu hayatını herhangi bir kriz yaşamadan devam ettirir. Öyleyse bazı insanlar neden bu baş ağrısının pençesinde kıvranıyor?
Bu sorunun cevabı kişinin yaşadığı çevrededir. Yaşanan olumsuzluklar bu ağrının şiddetlenmesine sebep olur. Bu olumsuzlukların başlıcaları şöyle sıralanabilir:
1) Çeşitli stres faktörleri ile birlikte yaşamak zorunluluğu: Ailevi geçimsizlikler, kan-koca anlaşmazlığı, aşırı beklentili ve kaygılı yaşam, iş stresi, çalışma ortamından kaynaklanan olumsuzluklar gibi daha birçok sebep migren hastalığını açığa çıkarabilmektedir.
2) Çevresel faktörler: iklim değişiklikleri, nemli ortam, rüzgârlı ve lodoslu havalar, aşırı sıcak ve soğuk ortamlar, parlak ışık, güneş ışığı ile göz teması, aşırı aydınlatılmış ortamlar...
3) Değişik kokulardan etkilenme, keskin kokular, rafine doğal olmayan spreylerden ve parfümlerden yayılan kimyasal maddeler de migren krizlerini davet eder.
4) Bazı gıdaların ve içeceklerin de migrenle ilgisi vardır. Her türlü alkollü içki migren hastalığına sebep olduğu gibi, migren krizlerini tetikler. Bunun yanında deniz ürünleri, rafine edilmiş bazı yiyecek türleri, konserve, mantar, sakatat, katkı maddeli kuru yemişler, çikolata, peynir ürünleri de migrene sebep olabilmektedir.
5) Uyku düzensizliği, beynin hormon dengesindeki bozulmalar ve beyin hücrelerindeki olumsuzluklar migren hastalığına davetiye çıkarabilmektedir. Çoğu hastanın ortak yakınması olan hafta sonu artan migren krizlerin de bu uyku düzensizliğinin rolü olsa gerek.
6) Hormonal dengenin bozulması, ki bu daha çok hanımlarda migreni sık görmemizin bir sebebidir. Âdet öncesi sıklaşan ve âdet süresince de şiddetlenen migren krizlerini bu sebeplerle açıklamamız mümkündür. Hanımlarda menopoz döneminde migren krizlerinde gördüğümüz azalmanın sebebi de bu olsa gerek. Hamileliğin o zor dönemlerinde migren krizleri adeta kaybolmakta ve hasta bu dönemde baş ağrısı ile pek karşılaşmamaktadır. Hamilelik süresince migrene karşı korunmayı yine hormonal sebeplerle açıklayabilmekteyiz.
7) Yeme alışkanlığında yapılan değişiklikler, öğün atlama ya da aşırı miktarda yemek yemek ile bu krizlerde artışlar olduğunu tecrübe ediyoruz. Ramazan ayının ilk günlerinde sıklaşan krizleri bu kategoride değerlendiriyoruz.
Bunların dışında başka sebepler de migreni tetikleyebilir. Tıpta "Hastalık yok hasta var" kuralı evrensel bir kural olarak geçerliliğini sürdürmektedir. Pratik hekimliğimizde bu kural çerçevesinde hastalarımızı değerlendirmemiz zarureti en çok migren hastaları üzerinde uygulanmalıdır.
Migren nöbetlerinin süresine gelince... Bunda da kesin bir zaman dilimi yok. Dünya Sağlık Orgütü'nün ve Uluslararası Baş Ağrısı Cemiyeti'nin ortak görüşü şudur: Nöbet süresi 4-72 saat olarak kabul ediliyor. Ancak pratik tecrübelerimize göre Ağrı genellikle 12-18 saat kadar sürebiliyor. Hastaların çoğu
ancak bir gün geçtikten sonra ağlılarından kurtulduklarını ifade ediyorlar.
Migren ağrısı, bildiğimiz ağrı algılamalarından farklılık arz eder. ağrı şiddetli, zonklayıcı karakterde, genellikle tek taraflı, şakaklarda lir,'.edilir. Bazı hastalar, ensede bir "4ladan ağrının yayıldığını ve bu noktaya basıldığında ağrının hafiflediğini ifade ederler. Göz arkası, alın, boyun, diğer ağrı hissedilen yerlerdir. Bazı hastalar ağrının basınç hissi, oyulma, yanma, başın patlayacak gibi olması şeklinde hissedildiğini anlatır. Çoğunlukla ağrı ile birlikte ışık, ses, gürültüden i rahatsızlık ortaya çıktığı için; loş, sessiz, karanlık bir odada istirahat ile ağrının geçeceğine olan inanç
nedeni ile böyle bir ortamda bulunmak ister bazı hastalar.
Migren ağrısı gerçekten ciddi ve önemli bir durum olup hastaların bir kısmını acillere götürür. Ağrıya bağlı olarak gerilim, huzursuzluk hastada stres faktörü oluşturup, hastanın ağrısını daha fazla hissetmesine sebep olur.
Hastalığın teşhisini nasıl koyuyoruz? ilk planda hastanın anlattıkları ile, diyebiliriz. Belirli periyotlarda yaşanan ağrı krizine sebep olabilecek başka organik bir hastalık yok gibi. Yapılacak tetkikler sonucu elimizde elle tutulur migren teşhisini doğrulayıcı bir parametrenin olmamasından dolayı, hekim hasta diyalogu teşhiste ayrı bir önem arz eder. Migrenle; boyun kireçlenmesi, sinüzit, görme bozukluğu, yüksek tansiyon gibi hastalıkların karışma ihtimali pek olmasa da bazı vakalarda ayırıcı teşhis için film veya tahlil istenir. Daha ileri teknik olan tomografi, emar veya EEG gibi tetkiklerin migren tanısına pek katkısı olmamakla birlikte pratik uygulamada sık başvurulan yöntemlerdir.
Kurulması zaruri olan hekim-hasta diyalogunun iyi olması, karşılıklı güvenle beslenmesi sağlanırsa gereksiz tetkiklerle hem ülke ekonomisine hem de hasta ekonomisine verilen zarar asgariye indirilebilir. Hastayı gereksiz masraflardan korumanın yanında bu tetkikleri istemenin getirdiği hastada
oluşabilecek kaygı, korku ve tedirginlik gibi durumlar da önlenmiş olur.
"Migren tehlikeli bir hastalık mıdır?" sorusuna "hayır" cevabını gönül huzuruyla verebiliriz.
Çünkü 20 yılı aşkındır süren hekimlik tecrübemde migren nedeni ile ölen iki hastamı hatırlıyorum. Bunlardan bir tanesi ağrının şiddetinden intihar etmişti, diğeri ise yüksek dozda kontrolsüz ağrı kesici alma sonucu karaciğer sirozu nedeni ile vefat etmişti.
Felç ile seyreden migren krizi ise çok nadir görülür.
KAYNAK: AKUPUNKTURLA TEDAVİ SANATI